Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.
İklim değişikliğiyle mücadelenin önemli bir adımı olarak 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması, küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin çok altında tutmayı ve 1,5 derecede tutmak için çabalamayı hedefleyen uluslararası bir iklim anlaşmasıdır. Paris Anlaşması’nın 4. maddesi küresel emisyonların en kısa zamanda tepe noktasına çıkarılarak azaltılmasını ve yüzyılın ikinci yarısında insan etkinlikleriyle salınan emisyonlarla yutaklar tarafından uzaklaştırılan emisyonlar arasında bir denge kurulmasını öngörür.
Net Sıfır Emisyon kavramı bu denge noktasını ifade etmek için kullanılmaktadır. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 1,5 Derece Özel Raporu’na göre sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamak hayati önem taşır ve bu hedefi gerçekleştirebilmek için küresel emisyonları 2030’da 2010 seviyesinin %45 altına indirmek ve 2050’de sıfırlamak gerekir.
Glasgow’da yapılan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 26. Taraflar Konferansı’nda (COP 26) kabul edilen kararda da (Glasgow İklim Paktı) bu hedefin altı çizilmiştir.


Karbon her yerde ve insan dahil tüm canlıların içindedir ve sürekli hareket halindedir. Karbon tek bir yerde durmaz, sürekli gezegenin bir bölümünden diğerine hareket etmekte ve biçim değiştirmektedir. Örneğin karbon havada temel olarak gaz halinde (karbondioksit veya CO2) var olur, ağaçlar dahil bitkiler ve okyanuslar tarafından emilir. Karada canlılar, bitkileri yediğinde ve solunum sırasında nefes aldığında karbonu vücudunun içine alır. Bitkiler ve hayvanlar öldüğünde kalıntıları çürür ve çözünür; yeryüzü tarafından tekrar emilen karbonu oluşturur.
Karbon döngüsü atmosferdeki gaz oranını binlerce yıldır aşağı yukarı dengeli tutmuştur. Ancak bu önemli denge, ya doğal olarak yok olabileceğinden hızlı CO2 salınarak ya da tropik yağmur ormanlarını kesilmesiyle olduğu gibi doğal karbon kaynakları azaltılarak insan faaliyetleri ile bozulmaktadır. Bu durum atmosferdeki CO2 miktarını arttırır ve CO2 bir sera gazı olduğu için de bu süreç yeryüzünün sıcaklığının artmasına sebep olur.
Karbon kirliliği, fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan fazla karbondioksittir. Karbondioksit, atmosferde güneşten gelen ısıyı kapanda tutan bir doğal sera gazıdır (buna sera etkisi denir). Ancak her ne kadar karbondioksit yaşamın önemli bir parçası olsa da (örneğin bitkiler fotosentez için buna ihtiyaç duyar) iyi bir maddenin fazla olması gibi bir durum söz konusudur, bu da bir tehdit unsuru haline gelir. Çünkü havada ne kadar çok karbondioksit molekülü olursa, güneş ısısı o kadar kapalı kalır. Yüksek miktarda kömür, petrol ve doğal gaz yakan fosil yakıtı ekonomisinde, dünyanın doğal döngülerinin güvenli bir şekilde işleyeceğine kıyasla çok daha fazla karbondioksit atmosfere salınmaktadır. Fazla karbondioksit, çok daha fazla ısıyı kapalı tutan karbon kirliliği haline gelmektedir.

Atmosferin karbondioksit yoğunluğunun bilimsel sınırları bellidir. Aylık ölçümlerle ortalama bakımından güvenli sınır olarak, atmosferde karbondioksit yoğunluğunun 350 ppm (ppm=milyonda bir parçacık/parts per million) olması gerekmektedir. Sanayileşme Devrimi öncesi 280 ppm düzeyinde olan bu değer, ilk kez 1988 yılının başında aşılmıştı. Bu oran bugün 400 ppm’in üzerine çıkmıştır. Atmosferdeki karbondioksit oranının, güvenilir sınır değeri olan 350 ppm’i aşmış olması, yeryüzünde yaşamın sürekliliğini sağlayan hassas dengelerin bozulmakta olduğunun önemli bir bilimsel göstergesi olarak kabul görmüştür.

Gaz ya da gaz ve partikül karışımlarının atmosfere verilmesine emisyon (salım) denir. Azaltım (mitigasyon), iklim değişikliğine neden olan insan kaynaklı sera gazlarını kontrol altına alınmsı, azaltılması ve tutulmasına yönelik önlemlerdir. Emisyon azaltımı, her türlü sektör faaliyeti sonucu gerçekleşen karbondioksit eşdeğer ton (sera gazlarının küresel ısınma potansiyelinin karbondioksit gazı cinsinden ifade edilen bir metrik ton cinsinden birimi) birimindeki sera gazı emisyonlarının azaltılması, sınırlandırılması veya tutulması anlamına gelir.
Azaltım iklim değişikliği bağlamında, sera gazı kaynaklarını azaltmayı ya da karbon yutaklarını artırmayı amaçlayan insan kaynaklı müdahaleleri ifade eder. Karbon yutaklarını arttırma faaliyetleri iklim değişikliğinin etkilerine uyumu da içeren geniş bir çerçeveyi kapsar. Bu durum iklim değişikliği ile mücadelede hem sera gazı emisyonlarını azaltmada, hem de iklim etkilerine uyum sağlamada çok boyutlu bir yaklaşımı gerektirir.
“Yutak” kavramı ilk olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 1.8 maddesine göre, “bir sera gazını, bir aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddeyi atmosferden uzaklaştıran herhangi bir işlem, faaliyet veya mekanizma” şeklinde tanımlanmıştır (UNFCCC, 1992).
Yutak Alanları kavramı ilk olarak LULUCF Kılavuzunda altı gruba ayrılmıştır. Bunlar; orman alanları, çayır ve mera alanları, tarım alanları, sulak alanlar, yerleşim alanları ve diğer alanlar olarak ifade edilmektedir (IPCC, 2003).
Ormanlar ve denizler, gezegenimizdeki sera gazlarından karbondioksiti tutan ve atmosfere karışmasını önleyen en önemli yutaklardır. Ormanların ve başta su altı bitki örtüsü olmak üzere denizel ortamların tahrip edilmesi, bu sistemlerin karbon yutma kapasitesini olumsuz etkiler ve atmosfere karışan karbon miktarını yükseltir. Bu ekosistemlerin korunması, iklim değişikliğine karşı mücadelenin yanı sıra, doğal yaşamın sürdürülebilmesi açısından da hayatî önemi haizdir.

Düşük karbonlu bir şehrin doğrudan tek bir tanımı olmamakla beraber; karbon salımını azaltmak amacıyla yaratıcı teknolojilerin uygulandığı ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlayan doğanın kuvvetini yönetme teknolojilerine sahip, ekolojik bütünlüğü bozulmamış bir kent modeli düşük karbonlu olarak açıklanabilir.

Bir kaynaktan oluşan sera gazı emisyonlarına karşılık olarak dünyanın herhangi bir yerinde başka bir kaynak üzerinden azaltılan ya da önlenen sera gazı emisyonları sonucunda edinilen kredilerin (sertifikaların) satın alınması faaliyeti ile gerçekleştirilen emisyon denkleştirme işlemidir.
Karbon yakalama ve depolama, enerji santralleri ve endüstriyel fabrikalar tarafından salınan karbondioksiti yakalayan, sıkıştıran ve yerin altında, derinde uygun bir depolama sahasına taşıyan bir teknolojidir. Bu teknolojinin Avrupa’da ve tüm dünyada iklim değişikliğine karşı mücadeleye katkı verme potansiyeli yüksektir. Yeraltı sahaları neredeyse tüm karbondioksiti yüzlerce, hatta binlerce yıl depolayabilir, ancak teknoloji pahalıdır. Karbonu yer altında depolamanın doğaya duyarlı (toprak ekosistemine, yeraltı sularına vb.) olması için bazı önlemler gereklidir.

Karbon bütçesi, ortalama sıcaklıklardaki artışın 2°C’nin altında tutulabilmesi için insanlar tarafından atmosfere salınabilecek karbondioksit miktarını, yani maksimum toplam (tarihsel birikimli) küresel sera gazı emisyonunu ifade eder. Kısaca dünya üzerindeki insan kaynaklı faaliyetlerin ne kadar karbon yayabileceğine dair bütçedir. Bilimsel hesaplara göre küresel ısınmanın 2°C altında kalması varsayıldığında, atmosfere salınabilecek toplam karbondioksit 3.650 milyar tondur. Sanayileşme devriminden bu yana, insanlığın atmosfere 2.000 milyar ton CO2 saldığı hesaplanmıştır. Buna göre geriye en fazla 1.650 milyar ton CO2 kalmıştır. Bu değere “küresel karbon bütçesi” denir.
Karbon vergisi kömür, petrol ve doğal gaz gibi enerji ürünü birimi başına, farklı miktarlarda karbon yayan çeşitli fosil yakıt türlerine, farklılaştırılmış marjinal vergi oranlarının uygulanmasını kabul eden etkinliği yüksek bir fiyatlandırma tedbiridir. İklim politikasının ekonomi araçlarından biridir. CO2 kirleticileri üzerinde bazı ülkelerde uygulanan dinamik ve esnek bir vergi sistemidir. Karbon vergisi, dışsallaştırılan sosyal ve çevresel maliyetlerin doğrudan bazı ürün ve hizmetlerin (fosil yakıtlar vb.) vergilendirilmesi yoluyla bir bütçe geliri oluşturulması ve bu gelirin düşük karbon ekonomisine geçiş politikalarında kullanılmasına dayanır.
Sera gazı emisyon azaltım sertifikalarının alınıp satıldığı piyasaya denir. Gönüllü karbon piyasaları; hükümetlerin iklim değişikliği ile mücadele hedefleri ve politikalarından bağımsız olarak geliştirilmiş, iş dünyasından, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve bireylere kadar ilgili her kesimin karbon denkleştirme maksadıyla katılım sağlayabileceği niteliğe sahip piyasalardır.
Kuruluşlar; faaliyetleri çerçevesinde oluşturdukları sera gazı emisyon miktarlarını hesaplayarak (karbon ayak izlerini ölçerek) bu emisyonlarını azaltmak ve dengelemek için sera gazı emisyon azaltımı sağlayan projelerin üretmiş oldukları karbon sertifikalarını satın alırlar.
Kyoto Protokolü’nün emisyon ticaretine konu olan esneklik mekanizmalarından yararlanamayan ülkelerde (Türkiye gibi) bu mekanizmalardan bağımsız olarak işleyen, çevresel ve sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde kurulmuş olan Gönüllü Karbon Piyasasına yönelik projeler uygulanmaktadır.
Karbon finansmanı, sera gazı emisyon azaltımlarını satın almak üzere bir projeye sağlanan kaynak şeklinde tanımlanmaktadır. Karbon finansmanın kullanılmasına zemin yaratan karbon piyasaları; Kyoto Protokolü’nün 2004’de yürürlüğe girmesinden bu yana büyümeye devam etmektedir.
Gelişmiş ülkelerin, sayısallaştırılmış sera gazı azaltım hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırmak ve karbon emisyonlarını azaltıcı uygulamaları daha düşük maliyetle gerçekleştirmek; gelişmekte olan ülkelerin ise karbon finansına ve temiz teknolojilere erişimini kolaylaştırmak için Kyoto Protokolü’nde emisyon ticareti mekanizmaları tanımlanmıştır. Karbon ticaret sistemi, basit bir mekanizmadır. Sisteme göre, sera gazı emisyonunu belirlenen hedeften daha fazla azaltan bir şirket ya da ülke, gerçekleştirdiği bu ek indirimi başka bir şirkete veya ülkeye satabilmektedir. Böylece gelişmiş ülkelerin, sera gazı emisyon hedeflerine ulaşabilmek için diğer ülke veya şirketlerin salınım haklarını satın alabilmelerine olanak sağlamaktadır. Bu sistem ile herhangi bir bölgede mevcut olan sera gazı kirliliği diğer bir bölgede sera gazı azaltımı ile dengelenmiş olur. Örneğin; bir firma elektrik kullanımı ve iş seyahatleri nedeni ile 100 ton karbon emisyonuna neden oluyorsa, karbon negatif etkisini sıfırlamak (karbon nötr) için 100 ton karbon kredisi satın alarak bu etkiyi dengeleyebilir.
Bu sistem uluslararası düzeyde uygulanan ilk emisyon ticareti programıdır. Sistem Ocak 2005’te başlatılmıştır. Dünya karbon piyasasında en büyük payı Avrupa Birliği (AB), Emisyon Ticareti Sistemi (European Union, Emmisison Trade System/EU-ETS) almaktadır. Kyoto Protokolü’nün esneklik mekanizmalarından biri olarak oluşturulan Sistem, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadele stratejisinin temelini oluşturmaktadır. Emisyon ticareti, CO2 emisyon azaltım hedeflerine mümkün olan en az maliyetle ulaşılmasını sağlamaya yardımcı olmaktadır. ETS, AB üyesi ülkelerde faaliyet gösteren ve enerji üretimi, petrol rafinerileri, demir çelik, çimento, cam, kireç, tuğla, seramik ve kağıt gibi sektörlerde CO2 yoğun üretim yapan (AB’de yaratılan CO2’nin neredeyse yarısını üreten ve termal girdisi 20 MV/s’i geçen) onbini aşkın işletmeyi kapsamaktadır.
Emisyonların azaltılmasına dair hedeflere ulaşılması için atılması gereken adımlardan birisi düşük karbon teknolojilerinin geliştirilmesidir. Petrol, doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlara bağımlı enerji sisteminin küresel düzeyde kökten değişmesi için, gelecekteki enerji sisteminin temelini alternatif enerji kaynaklarının ve düşük karbon teknolojilerinin oluşturulması gerektiği her geçen gün daha fazla kabul görmektedir.
Mevcuttaki teknolojilerin, kömür gibi fosil yakıtlara göre daha yüksek olan maliyetleri yüzünden, gelişmekte olan düşük karbon teknolojilerinin karbon vergileri ile rekabet yeteneğinin arttırılması gerekmektedir. Düşük karbon teknolojilerinin yaygınlaştırılması, yatırımlarının artması, teşvik politikalarına ve çeşitli finansman mekanizmalarına olan ihtiyacı karşılamak için devletlerin kamu yönetimlerine önemli roller düşmektedir.

Çiftçilere, karbon depolanmasını artıran ve sera gazı emisyonlarını azaltan çiftçilik tekniklerini benimsemeleri için teşvikler verilebilir. Agro-ekolojik çiftçilik, gıda ormancılığı, toprağı işlemeden ekim, bitki örtülü ürünlerin ve uzun ömürlü bitkilerin kullanılması, ürün rotasyon döngülerinin iyileştirilmesi ve kalıcı tarım tasarım tekniklerinin kullanımı toprak tarafından depolanan karbon miktarını artırma ve iklim değişikliğinin azaltılmasına önemli ölçüde katkıda bulunma potansiyeline sahiptir. Politikalar, denemelerin ve yeniliklerin teşvik edilmesine önem vermelidir. Teşvikler, yeni çiftçileri veya agro-ekoloji yapan çiftçileri, endüstriyel çiftçilikten zarar görmüş arazi ve toprakları devralmaya teşvik edecek şekilde tasarlanmalıdır. Bu, toprak karbon seviyelerinin arttırılmasına ve atmosferdeki karbon kaybının azaltılmasına yardımcı olacaktır.
Türkiye ekonomisinin fosil yakıtlar terk edilerek, yenilenebilir enerjiye geçilerek, enerji verimliliği ve ilgili sektörlerde elektrifikasyon yoluyla 30 yıl içinde büyük ölçüde karbonsuzlaştırılması ve 2050’lerin başında Net Sıfır hedefine yaklaşılması mümkündür.
Türkiye’nin küresel sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlama hedefine uygun olarak 2050’de net sıfır emisyona ulaşması için 2018’den 2050’ye kadar CO2 emisyonlarının izleyebileceği patika Net Sıfır Senaryosu’nun temelini oluşturur.


Baz Senaryo ve Net Sıfır Senaryosu sanayi proseslerinden kaynaklanan emisyonlar dahil edilerek, tüm CO2 emisyonları açısından karşılaştırıldığında 2050’de 2019 seviyesine göre %70’e yakın azaltım yapıldığı görülmektedir.
Net Sıfır Senaryosu’nda 2018’e göre yaklaşık %70 azaltımla 130 milyon tona düşmekte ve 1990 seviyesinin %13 altına inmektedir.


Binalardan kaynaklanan toplam emisyonlar 2030’da 2018 seviyesine göre %46 azalarak 27,5 tona inmekte ve 2046’da sıfırlanmaktadır. Net Sıfır Senaryosu’nda bu azaltımı sağlayan en önemli müdahale, 2030 yılından itibaren konutlarda ve ticari/kurumsal binalarda ısınma amaçlı kömür ve sıvı yakıt kullanımının sonlandırılması ve kısmen doğal gaza, büyük ölçüde elektrikle ısınmaya geçilmesidir.