Türkiye Bayrağı AB Bayrağı

Bu proje Avrupa Birliği tarafından finanse edilmektedir.


İklim Değişikliği


Küresel iklim değişikliği nedir?

Küresel iklim değişikliği fosil yakıtların kullanımı, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazları (H2O (su buharı), CO2, CH4, O3, N2O, CFC–11, HFC, PFC, SF6) birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda yerkürenin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışı ve iklimde oluşan değişiklikleri ifade eder.




İklim Değişikliği Nedir?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne göre “İklim değişikliği”, karşılaştırabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucunda iklimde oluşan değişiklik olarak tanımlanır.




Küresel ısınma ile iklim değişikliği arasındaki fark nedir?

Bilim insanları her iki terimi de onlarca yıl boyunca kullanmıştır. Her ikisi de doğrudur ancak farklı anlamlara gelirler. Küresel ısınma dünyanın sıcaklığındaki güncel artışı tanımlar. Bu iklim değişikliğinin yalnızca bir özelliğidir. Küresel ısınma iklim değişikliğinin bir nedenidir. İklim değişikliği küresel ısınmanın, yeryüzünün iklim sistemi üzerindeki pek çok farklı etkisinden bahseder. Bunlar; yükselen deniz seviyeleri, eriyen buzullar, değişen yağış modelleri, aşırı hava olaylarının (ani seller ve sıcaklık dalgaları gibi) değişen sıklığı, mevsimlerin değişen uzunlukları ve değişen mahsul verimlerini içerir.




İklim neden değişiyor?

Güneş enerjisi yansımaları, dünyanın yörüngesi, atmosferik bileşenler, atmosferin albedo özellikleri, volkanik küller, bulut örtüsü faktörleri iklim değişikliğine sebep olmaktadır. Bu faktörler, birlikte veya tek başına sera gazlarını ve sera etkisini artırmaktadır. İklim değişikliği yeryüzünün sıcaklığındaki artıştan, yani kürenin ısınmasından kaynaklanır, bu da atmosfere doğal olarak oluşanlardan daha fazla sera gazı eklemekten gelir. Küresel ısınmanın nedeni, atmosferdeki sera gazlarının normal değerlerinden daha fazla olmasıdır. Atmosferde bulunan sera gazlarının derişimi değiştiği zaman, atmosferin bileşimi da değişmektedir. Bu değişme sonucunda iklim sistemini oluşturan atmosfer, hidrosfer ve litosferde bozulmalar başlamış ve iklimin değişme süreci başlamıştır.



İklim değişikliği nasıl ölçülüyor?

İklim değişikliği temelde dört bilimsel yolla ölçülmektedir. Antarktika’nın derinliklerinden alınan buz örnekleri 650.000 yıl öncesine ait hava baloncukları içermektedir. Bunlar geçmişteki sera gazı seviyeleri hakkında bilgi verir ve atmosferdeki CO2 ve metan derişimlerinin bugün olduklarından çok daha az olduklarını ortaya çıkarır. Ağaç halkaları yıllık gelişimin kayıtlarıdır. Bilim insanları çok yaşlı ağaçlardaki halkaları, iklimin zamanla nasıl değiştiğini anlamak için araştırır, örneğin hava soğuk ya da kuru olduğunda halkalar daha ince olmaktadır. ABD, Havai’deki Mauna Loa Gözlemevi 1958’den beri atmosferdeki CO2 seviyelerini ölçmektedir. Havanın bozulmamış olduğu bu uzak ortamdan alınan ölçümler küresel CO2 seviyelerinin en iyi göstergelerinden biri olarak kabul görmektedir. Kutup denizi buz örtüsünün belirli bir zaman dilimindeki değişimini göstermek için uydu görüntüleri kullanılmaktadır.



İklimi ne/kim değiştiriyor?

İklim değişikliğinin birincil suçlusu fosil yakıtların yakılmasıdır ve bu atmosferde, dünyanın güvenli bir şekilde kaldırabileceğinden daha fazla ısı oluşmasına neden olur. Bu ekstra ısı, gezegende ve okyanuslarımızda ortalama sıcaklıkların yükselmesine neden olur ve bu da mevsimlerimizi ve tüm doğal süreçleri bozar. Sanayi Devriminden bu yana fosil yakıtların yaygın kullanımı ile kürenin ortalama ısısının 1°C yükselmesi ve ölçek olarak fazla gözükmeyebilir, ancak 0°C ve 1°C arasındaki fark göz önüne alındığında, bu fark buz ve su arasındaki fark demektir. Bu durum, dünyanın kıta buzullarının neden erimeye başladığını ve okyanus seviyelerinin neden hızla artışa geçtiğini açıklamaktadır. İnsanın gezegen üzerindeki en belirgin etkisi çevre kirliliği olarak kabul görmüşken, iklim sistemini etkileyebileceğini kabul etmek zaman almıştır. Bugün bilim, yaşanan küresel sıcaklık artışından büyük oranda insan faaliyetlerinin sorumlu olduğunu ispatlamıştır. Sanayi devriminden beri özellikle fosil yakıtların sınırsızca yakılması, ormansızlaşma, arazi kullanım değişikliği, atık yönetimi, tarımsal etkinlikler, hayvancılık, kimyasal üretim ve sanayi süreçleri gibi çok çeşitli insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa ve çeşitli doğal nedenlere bağlı olarak atmosferin alt bölümlerinde ve yeryüzündeki sıcaklık artmış ve artmaya devam etmektedir.




Şehir ısı adası nedir?

Şehir ısı adası, şehir merkezindeki sıcaklığın onu çevreleyen arazinin sıcaklığından daha yüksek olmasıyla oluşur. Uzun dalga radyasyonunun yüzeyler tarafından emilmesi ve geri yayılmaması nedeniyle şehir yerleşim alanlarında ışınım dengesi bozulur. Şehirlerdeki insan kaynaklı değişiklikler, şehir ısı adasının kaynağını oluşturur. İnsan kaynaklı ısı salımındaki artış, yüzey buharlaşmasında azalma, şehir yüzeylerinin değişen termal özellikleri, trafik ve hava kirliliğinin atması, binaların kalkan etkisi nedeniyle nem ve hava akımlarındaki azalma bu değişikliklerin arkasında en önemli faktörlerdir. Hava kirliliğinin artması sonucunda şehir ısı adası ile birlikte ‘şehir sisi’ de artmaktadır.


Küresel ısınma iklimi nasıl değiştirir?

Gezegende mevcut yaşamın sürdürülebilmesi için sıcaklık artışının 1,5°C'yi geçmemesi gerektiği bilimsel olarak ispatlıdır. Bu sınırın aşılması durumunda, bugün başlamış olan iklim değişikliği etkileri durdurulamayacak, kuraklık, sıcak dalgaları, seller, tayfunlar ve fırtınalar, deniz suyu yükselmesi gibi doğa olayları artarak sıradan hale gelecektir. En önemli karbon yutak alanları olan mercan resifleri ve diğer hassas ortamlar yok olacaktır.




İklim değişikliği ile mücadeleyi başaramazsak sonuçları ne olacak?

Sanayi Devrimine kadar dünyanın ortalama ısısı 10.000 yıl boyunca büyük oranda aynı düzeyde seyretmiştir. Düzenli ve güvenilir ölçümlerin alınmaya başladığı 1850 yılından bu yana, sıcaklık 1°C artmıştır. Dünyanın, en son taşıma noktası olduğu hesaplanan 2°C’de durdurulması gerekmektedir. Şayet sera gazı emisyonları belirlenen hedefler doğrultusunda azaltılamaz ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanamazsa, kürenin yüzey ısısının bu yüzyılın sonunda da 6,4°C’ye kadar artması olası bilimsel senaryolarda vurgulanmaktadır.


Paris İklim Anlaşması nedir ve neler getirmektedir?

Dünya devletleri küresel iklim krizine çare üretmek amacıyla küresel bir mücadeleyi yaklaşık otuz yıldır sürdürmektedir. Bu çalışmalar Birleşmiş Milletler’in çatısı altında 1994’de yürürlüğe giren İklim Değişikliğiyle Mücadele Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), 2004 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü ve en son 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması kapsamında yürütülmektedir. Paris İklim Anlaşması uluslararası toplumun iklim değişikliği ile mücadele için kabul ettiği en güncel uluslararası anlaşmadır. Anlaşma küresel sıcaklık ortalamasındaki artışın 2°C’nin altında ve mümkünse 1,5°C’de dizginlenmesini amaçlamakta ve her Taraf ülke bu hedefe ulaşmada izleyeceği yöntemi ulusal katkıları (NDC) ile belirlemektedir. Kasım 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması’na taraf olan ülkeler, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korunmak için sıcaklıklardaki artışın 2°C’nin altında, tercihen 1,5°C eşiğinde sınırlandırılması hedefini kabul etmişlerdir.




İklim Değişikliğinde Uyum Çalışmaları

İklim bilimi, sera gazı emisyonlarında keskin bir düşüş sağlansa bile iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkileriyle karşı karşıya kalmaya uzun bir süre devam edeceğimize işaret etmektedir. Burada uyum iklim sistemindeki güncel ve beklenen değişikliklere ayak uydurma süreçlerini ve alınan önlemleri tarif etmektedir. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik çalışmalara genel olarak “uyum” çalışmaları denilmektedir. Uyum çalışmaları aynı zamanda fırsatları ve kaygıları faydaya çevirmeyi de içermektedir.




Uyum önlemleri kalkınma politikalarına dahil edilmelidir.

Uyum politikaları ile birbirlerine bağımlı sistemler dikkate alınarak ve böylece özellikle kırılgan sistemlere (örneğin ekosistemler) yönelik risklerin artması önlenebilir. Ülkelerin iklim risklerini ve etkilenme düzeylerini sistematik biçimde değerlendirmeleri ve muhtemel uyum önlemlerini kalkınma politikalarına, planlarına ve projelerine dahil etmeleri gerekir. Çünkü birçok durumda iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamayan, her zamanki gibi kalkınma faaliyetlerinin topluma, ekonomiye ve doğal kaynaklara olumsuz etkileri olacaktır.




İyi planlanan ve erken uygulanan uyum faaliyetlerinin faydaları vardır.

İyi ve önceden planlanan uyum faaliyetleri; kıt su kaynaklarının daha verimli kullanılması, yapı kurallarının gelecekteki iklim koşulları ve aşırı hava olaylarına göre uyumlaştırılması, sel korumalarının inşa edilmesi ve setlerin yükseltilmesi, kıtlığa karşı tolerans gösteren mahsullerin geliştirilmesi, fırtınalar ve yangınlara karşı daha az hassas ağaç türleri ve ormancılık uygulamalarının seçilmesi, türlerin göçmesine yardımcı olmak için karasal koridorların açılması vb. olarak sıralanabilir. Bazı durumlarda (ör. hidroenerji, sulak arazi yönetimi) azaltım ve uyum stratejileri, birbirleri ile yakın bağlantılı ve tamamlayıcı olabilir.




Ekosistem tabanlı uyum yaklaşımı benimsenmelidir.

Genel bir uyum stratejisi içinde biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetlerini kullanan ekosistem tabanlı uyum yaklaşımı benimsenmelidir. Bu yaklaşım, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlamaya yardım eden hizmetler sunmak için ekosistemlerin sürdürülebilir yönetimi, korunması ve restorasyonunu kapsar. Ekosistem tabanlı uyum faaliyetlerine örnekler; kıyılarda su baskınlarını ve erozyonu azaltmak için mangrovlar ve diğer kıyı sulak alanlarının korunması ve/veya restore edilmesi yoluyla kıyıların savunulması; su akışı ve kalitesini korumak için baskın ovalarının sürdürülebilir yönetimi; arazi eğimlerini stabilize etmek ve su akışlarını düzenlemek için ormanların korunması ve restorasyonu; değişen iklim şartlarından gelen risk artışıyla başa çıkmak için çeşitli tarımsal ormancılık sistemlerinin kurulması; ekinlerin ve hayvanların iklim değişikliğinin etkilerine uyumu için spesifik gen havuzları sağlamak üzere tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunması olarak sıralanabilir.




Onarıcı tarım, dikey tarım gibi yenilikçi yöntemler iklim değişikliği ile mücadeleyi destekleyecektir.

Toprağın fakirleşmesine, su tutma özelliğini ve biyolojik çeşitliliğini kaybetmesine neden olan tahribata karşı, toprağa organik maddesini geri kazandırmaya onarıcı tarım denir. Dikey tarım, geleneksel tarımdan farklı olarak kapalı alanda yapılmaktadır. Üst üstte raflara ekilen sebze ve meyveler topraksız yetiştirilmekte olup, enerji tüketiminin %80’inini düşüren LED ışıkların kullanıldığı bu yöntemle enerji tasarrufunun yanı sıra geleneksel tarıma göre %90 oranında su verimi sağlanabilmektedir. Geleceğin şehirleri tarıma elverişli alanların daralması nedeniyle dikey tarım gibi yöntemlerle kendi gıdalarını üretmeyi planlamaktadır.



Şehirlerde iklim etkilerine uyum sağlamak çok önemlidir .

IPCC’nin 1,50 C Raporu (Kasım 2018) kentlerde iklim değişikliğinin etkileri olan ısı stresinin, kara ve kıyı sellerinin, yeni hastalık vektörlerinin, hava kirliliğinin ve su kıtlığının bir arada yaşanacağını, bu açıdan şehirlerde etkilere uyum sağlamanın çok önemli olduğunu belirtmektedir. Şehirlerde iklim uyumu için i) sel ve kuraklık için erken uyarı sistemlerinin kurulması, ii) su depolama ve kullanımının iyileştirilmesi ve iii) aşırı ve yavaş başlayan sıcaklık ve iklim olaylarından dolayı oluşan sağlık risklerinin azaltılması ve yönetilmesi gibi bir dizi önlemin alınması gereklidir.



Yeşil altyapının şehirlerdeki uygulamaları önemlidir.

Yeşil altyapı, ekosistem değerlerini ve işlevlerini koruyan birbirleriyle bağlantılı doğal, yarı doğal ve kültürel alanların oluşturduğu bir yeşil alan ağıdır.

Şehir Yeşil altyapısı ne demektir?
Sel sularını kontrol altına almanın en önemli ve başarılı yollarından biri de “şehir yeşil altyapı” sistemlerinin oluşturulmasıdır. Kentsel yeşil altyapı gibi doğa odaklı çözümlerle, mevcut doğal bitki örtüsü çoğaltılarak nitelikli yeşil alanlar oluşturulur ve bu sayede yağmur suları toplanır.



Şehir ısı adası etkisi azaltılabilir.

Şehir sınırları içinde bulunan büyük yeşil alanları koruyarak, ya da oluşturularak şehir meltemleri yaratılabilir. Böylece hem sıcaklığın düşmesi sağlanabilir hem de kirliliğin etkisi azaltılabilir. Yeni planlanan yerleşim alanlarında cadde genişlikleri ve çevresindeki kat sayıları gök görüş oranı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. Çünkü küçük değerli gök görüş oranına sahip şehir kanyonları rüzgar hızını düşürerek sıcaklık ve kirlilik dağılımını etkilemektedir.



Yağmur hasadı ile iklim değişikliğine karşı mücadele yapılır.

Yağmur hasadı, sulamada ve evsel kullanımda sürdürülebilir olmayan yer altı suyu kullanımına alternatif olarak yağışla yüzey akışına geçen suyun biriktirilip kullanılması için geliştirilen yöntemlerin bütünüdür. Yağmur hasadı; kendisini bütünleyen gıda ormanı, yer örtüsünün ve topraktaki organik içeriğin arttırılması gibi yan uygulamalarla, toprağın iyileştirilmesi, yer altı suyunun beslenmesi, susuzluk nedeniyle kısıtlanan tarımsal üretimin ve veriminin arttırılması, göletler içinde balık ve uygun bitki üretimi yanı sıra su kuşlarına habitat oluşturma gibi ekolojik ve rekreasyon faydalar sağlamaktadır.



Kadınlar iklim değişikliği ile mücadelede fark yaratır.

İklim değişikliği herkesi etkilemekle beraber, cinsiyet açısından nötr değildir, çünkü iklim değişikliği kadınlar ve erkekler arasındaki var olan eşitsizlikleri büyütmek eğilimindedir. İklim değişikliği kadınları daha da kırılgan duruma getirmekte, onların çevresel riskler ile başa çıkma yeteneğini daha da azaltmaktadır. Kalkınmakta olan dünyada su temini, gıda üretiminden daha çok kadınlar sorumlu olduğundan, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkisi en çok kadınlar üzerinde olmaktadır. İklim değişikliğinin etkileri nedeniyle artmakta olan afetler esnasında, kadınlar erkeklerden daha çok risk altındadır. Ancak kadınlar, sadece korunacak mağdurlar değil, aynı zamanda içinde yaşadıkları toplumun afetlerle mücadelesi ve bir çok alanda (enerji tasarrufu, su tasarrufu, tarımsal uygulamaların iklim değişikliğine uyumu, ekolojik koruma, girişimcilik ve alternatif kaynaklardan gelir kazanmak, kitlesel farkındalık yaratmak vb.) iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardım edecek önemli bireylerdir.